Core Akademi Logo

Odak Dosyası: ABD’nin Venezuela Baskını

Ahmet Takan·February 9, 2026

Venezuela operasyonunun nedenlerini anlamak için öncelikle Kasım 2025’te yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ne bakmak gerekmektedir. İkinci Trump dönemi boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenlik önceliklerinin ortaya konduğu bu belgede, ilk sırada Batı Yarıküre’nin (Kuzey ve Güney Amerika) ABD açısından öncelikli bölge olarak ele alınacağı açıkça belirtilmiştir.

ABD, henüz bir bölgesel güç olduğu 19. yüzyılın ilk çeyreğinde dahi, Güney Amerika’da dış güçlerin müdahalesine izin vermeyeceğini ilan ettiği Monroe Doktrini ile bölgede etki alanı oluşturma sürecini başlatmıştır. 2025 tarihli belgede söz konusu politika açıklanırken açık biçimde “Monroe Doktrini’ne Trump Eklentisi” ifadesinin kullanılması, izlenen politikanın tarihsel ve ideolojik bağlamını net biçimde ortaya koymaktadır.

Özetle ABD, bölgede son yıllarda artan Çin ve kısmen Rusya etkisini tamamen ortadan kaldırmayı; Latin Amerika ülkelerinin kaynakları ve ticaretinde giderek artan Çin payını sınırlayarak, Amerikalar kıtasını küresel rekabette kendisine sürdürülebilir bir jeopolitik dayanak olarak konumlandırmayı hedeflemektedir. Bu değerlendirmeyi desteklemek amacıyla bazı verileri paylaşmak faydalı olacaktır.


Çin’in Latin Amerika ithalatı içindeki payı 2000’li yılların başında yaklaşık %2 seviyesindeyken, 25 yıl içerisinde %31’e yükselmiştir. ABD hâlen bölgenin birincil ticaret ortağı konumunda olsa da, Çin’in payını istikrarlı biçimde artırması ve ABD’nin aksine bölgeyle sürekli ticaret fazlası vermesi, Washington’un bölgeye yönelik yaklaşımını şekillendiren temel unsurlardan biri olmuştur.

Finansal açıdan bakıldığında ise Çin’in açık bir liderlik kurduğu görülmektedir. 2005 yılından bu yana Latin Amerika’ya sağladığı kredi ve hibelerin toplam tutarı yaklaşık 120 milyar dolara ulaşmıştır. Bu tutarın yarısının (yaklaşık 60 milyar dolar) Venezuela’ya verilmiş olması, ABD’nin bu ülkeye yönelik yaklaşımını daha anlaşılır kılmaktadır.

ABD’de ayrıca bu borçlanma ilişkilerinin, birçok Latin Amerika ülkesini Çin’in siyasi ve ekonomik etkisi altına sokmak için bir araç olarak kullanıldığı yönünde güçlü bir algı bulunmaktadır. Örneğin, Çin’e olan borcu gayrisafi yurt içi hasılasının %38’ine ulaşan Şili için benzer kaygılar dile getirilmektedir. Bu bağlamda, Şili’de yapılan seçimlerde aşırı sağcı ve Pinochet yanlısı bir siyasi çizgi izleyen Kast’ın Aralık ayında seçimleri kazanmasında ABD etkisinin rol oynadığı yönündeki tartışmalar dikkat çekmiştir.

Bunlara ek olarak, Çin’in (küresel ölçekte olduğu gibi) Latin Amerika’da da nadir toprak elementlerine yönelik çok sayıda anlaşma yapması; bu anlaşmalar karşılığında altyapı projelerine ciddi katkılar sunarak karşılıklı bağımlılık ilişkileri tesis etmesi, ABD açısından önemli bir stratejik risk olarak değerlendirilmektedir.